SkYsTaRofThE's profileSKYSTARPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
SKYSTARMerhaba, demek; Tebessüm etmek ve tebessüm beklemektir… Merhaba, demek; Benden iyilik bekle ve senden bana kötülük gelmesin, demektir… Merhaba denmek, insanın başına gelebilecek iyi şeylerdendir yani. Öyle ise: Merhaba! |
|||||
|
BEN SENDE BİN DERT OLSAMDA NE OLDUĞUMU DEYİVER.. HERŞEYİMİ SÖYLE Kİ DOST MUYUM, DÜŞMAN MIYIM?!... BİLSİNLER...
ѕüямєηαjwrote:
![]() ![]() iyi geceler arkadaşım..
Mar. 2
Eylül'le Islanan Ayrılık/ Kasım düşlerinden ilhamla
Feb. 23
Jan. 9
fenerliwrote:
Slm, biraz geç olacak ama mutlu yıllar....
2009 herkes için güzel, sağlıklı, mutlu, huzurlu ve barış dolu bir yıl olur inşallah.
Jan. 3
Aug. 6
ferihan kocakarawrote:
July 29
Minewrote:
July 29
YAĞMURwrote:
(DOSTLARI OLMALI İNSANIN) Dostları olmalı insanın, aynen gemilerin limanları gibi. Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın, dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda. Sonra açık denizlere uğurlamalı seni, geri döneceğin günü bekleme umuduyla. Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini, yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla, halatlarını çözmeli, seni çok ama çok özlemeli. Dostları olmalı insanın; ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen. Düşünmediklerini düşündüren, seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen, gerektiğinde senin için ateşi yutabilen, yolunu ışıtan ustan olmalı. Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini. Sana vermeli soğuk bir kış gününde üzerindeki tek gömleğini..
July 28
Minewrote:
Gülen gözlü arkadaşım dudağındaki tebessümü Ne güzel dünyaya gülen gözlerle Biliyorum üzülüyorsun donuk gözlerle karsılaşınca. Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini; Saf ve hiç Bir anne kalbindedir onun yeri çocuğuna Onun yeri bir bahçıvanın ellerindedir Evet sevgi her yerdedir.
July 26
ferihan kocakarawrote:
July 10
ferihan kocakarawrote:
Mumların Öyküsü!.. ![]() Dört tane mum usul usul yanıyordu... Ortalık o kadar sessizdiki, mumların konuşmalarını duyabiliyordunuz... Birinci mum dediki: 'Ben BARIŞ'ım.! Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor. Sanırım yakında söneceğim.' Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü. İkinci mum: 'Ben VEFA'yım.! Ne yazıkki artık vazgeçilmez değilim. Onun için,bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.' Sözlerini tamamladığında esen hafif bir rüzgar onu tamamen söndürdü... Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle dediki: 'Ben SEVGİ'yim! Yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu,değerimi anlamıyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.' Vefa'da daha fazla beklemeden sönüp gitti... Ansızın..! Odaya bir çocuk girdi ve üç mumunda yanmadığını gördü. 'Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu? ' dedi. Ve ardından ağlamaya başladı... O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı: 'Korkma, ben yandığım sürece öteki mumlarıda yeniden yakabiliriz, ben UMUT'um! ' Çocuk parlayan gözleriyle UMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı... UMUT ışığı yaşamımızdan hiç eksik olmamalı... ...Ki hepimiz onunla birlikte VEFA'yı, BARIŞ'ı ve SEVGİ'yi yaşatabilelim...... ![]()
July 9
şeker şekerwrote:
arkadasım yorumun için cok tşk ederım senın alnında super olmus cok guzel elıne saglık :)
July 6
ferihan kocakarawrote:
CANIM SEN ARKADAŞ DAVETİNİ YOLLA HEMEN OKMU BEN KABUL EDECEM CANIM ALLAHA EMANET OL ABLAN
FERİHAN
July 5
ferihan kocakarawrote:
BİR AVUÇ GÜNIŞIĞIBİR AVUÇ GÜNIŞIĞIhoyratça uzatıp ellerini bütün çiçeklerimi kopardın baharımdan gökyüzümü karartıp kuruttun denizimi rotasını yitirmiş gemiler gibiyim şimdi hangi limana yanaşsam yabancı hangi geceye sığınsam el hangi şarkıyı dinlesem gözyaşı anlatılmaz bin dert gibiyim mahçubum,çaresizim, umutsuzum anla işte.. bu son çalışım kapını ne olur, bir avuç günışığı ne aş, ne su, ne ekmek isterim senden param parçayım, liyme, liymeyim sonkez tut kaldır yerimden.. isyanda duygularım şiirlerim utanıyor yalnızlıktan kördüğüm olmuşum ben, sensiz yaşayamam, birde şiirsiz bu garip yüreğime başka ne koysan sığar açlığa susuzluğa dayanırım yosulluk bükmez belimi ne olur, bir avuç günışığı son kez uzanan ellerimi öksüz koyma.. .............................. dedim ya, isyanlarda duygularım sitemim yok, onlar haklı kağıt haklı, kalem haklı, hüküm haklı umutsa darağacında ha gitti, ha gidecek gel haydi ya gözlerimi çöz YA İPİMİ ÇEK..
July 5
-wrote:
July 5
-wrote:
July 5
-wrote:
July 5
-wrote:
July 5
-wrote:
July 5
-wrote:
July 5
-wrote:
July 5
-wrote:
July 5
-wrote:
rica ederim bu arada bende fenerliyim sonuna kadar..:) neyse kib byee
July 5
SkYsTaRofThE DaRkNesSwrote:
KAR TANESİ, SAYFAMA KATTIĞIN GÜZELLİKLER İÇİN ÇOK MUTLU OLDUM. ÖZELLİKLE ŞU YAĞMUR YAĞAN ŞEHİR ÇOK ROMANTİK OLMUŞ. TEŞEKKÜRLER...
July 5
SkYsTaRofThE DaRkNesSwrote:
NASIL Kİ SANATÇI ALKIŞI HAZ EDERSE İŞTE BENİM İÇİNDE YORUMLARINIZ ALKIŞ NİTELİĞİNDE! HEPİNİZE TEKER TEKER TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM... SİZDEN GELEN KALBİM ÜSTÜNE. SEVGİYLE VE HEP BÖYLE KALIN :))
July 5
|
May 20 AKLIMA GELMEYECEKTİN…
AKLIMA GELMEYECEKTİN…
Onu terk edip köpeğe, deveye, beygire yapışmaz! Cüssem cesametine varıncaya kadar sırtımda taşıdım seni! Sıksalar, içinden ben çıkarım sandım Ve senin her dişinin, Birer dişi sivrisinek gibi başkalarını emme hevesini görmek istemedim Vahhh bana!.. “Son yapıştığım sırtın yaşlı sahibi ölürse” diye dertleniyorsun, Kim inanır! Dünyada ayrılacağına ağlayıp, Sonsuz hayatta beraber olmak ihtimalini merkepler gibi tepene kim inanır?.. Bindiği vasıtaya, tutunduğu sırta bakılarak söylenir!.. Kimlerin ardında ayak izlerin Ve kimlerin kapısında parmak izlerin Ve kimlerin dudaklarında dudak izlerin var?.. Veya hangi anne memesini uzatır bir timsaha? Bir ayağının üstüne Konak rıhtımında beton dökerken; Diğer ayağını, Akdeniz gemisindeki babaya bağlıyorsun... Fakat değil sadece babaya; Hem abiye, hem de dedeye bağlasan, bu gidişle yır-tı-lır-sın! Fakat önce, kendisini bile katle yeltenmiş o münafık çıkmalı kafanın içinden! Çünkü çarşıda ciğer satmak Ciğeri yananların hüneridir, acıklı hıçkırıklarla... Çöllerin mecnunu olmadan Leyla’ya kavuşulmuyor! Ama bazıları “mecnunluk sınavını vermeden” Leyla’ya dil uzatıyor! Ey bir zamanlar; “kussa içinden ben çıkarım” sandığım!.. Cüssem kadar oluncaya dek ensemde gezdirdim seni Şah damarımdan emzirdim! Fakat ilk sıkıştırıldığında kustun ve içinden kimler çıktı! ...Pişman olanlar için! April 05 GELİYORSUN...
GELİYORSUN... Karıncalar deliklerini ve arılar peteklerini başladı doldurmaya. Mevsim, yaslandı yani bana doğru Hissediyorum! Seni beklerken; portakal çiçeklerini ipe dizip bir taç daha yaptım... Seni beklerken... Veya uçan bir kuş görmüş gibiyim. Fesleğen kokularını bile kaybetmeden yağıyor başıma. Ve öpüyorum; sıcacık... Bir an olsun öf demedi, seni beklerken... Elindeki çiçeği solmadı Yaprağındaki şebnemler bile damlamadı hatta... Hayallerin sakalı batmaz, can acıtmaz... Tertemiz… Geliyorsun...
March 12 Mavi Aşk...MAVİ AŞK
Mavi bir göğün altında, Mavi bir gölün kenarında, Mavi safirden bir yüzük taşı gibi dokununca elime... Sen; Mavi bir göl kenarında, Mavi omuzlarına dökülüp savruldukça saçların; Yolları savrulur içimin!.. Sessiz ve usulca... February 28 Bilmeden Sevdim..(Klip bana ait! Umarım beğenirsiniz...)
----Klibin orjinali için lütfen aşşağıdaki adresi ziyaret ediniz---
BİLMEDEN SEVDİM
Ben, seni; adını bilmeden sevdim. Ve, “var”lığınla gülüşünü... Ben seni, sesini duymadan sevdim... Üşüyüşünü sevdim... Beşinci mevsimin gün bitimlerinde, bilerek gelmeyeceğimi... Ben seni, adını bilmeden sevdim. My Kalbim, Bebeğim... Aşkım, Işığım... Bi’tanem, Her şeyim… Seni sevmek için gerekmiyordu ismini bilmem... Ben, seni; yaşını bilmeden sevdim... Ve hatta öğrenmeye korkarken, bilmeye kıyamazken seni... İçime salıncaklar kurdum gönlümün ipleriyle... Ve ben sana hâlâ seni sevdiğimi söyleyemedim!.. Yüzünü bilmeden, sesini bilmeden... Köşe başında çarpıştı duygularımız! Ve, ben… …seni… Adını bilmeden sevdim….
January 24 KÜSME BANA...
KÜSME BANA…
Hadi bana cevap ver: Şu fark var, bu iki terk olunuş arasında: Yani elinde olmadan ve yani elimde olmadan; Deriin ve gittikçe derinleşecek bir acı söküp alıyor beni senden... İsteyerek... İraden dâhilinde ve aklın başında olduğunu iddia ederek; Bu kadar mı geniş hayatın?.. Hayat, ince bir ip üzerinde yürümek gibi zor aslında! Değneğine bir kuş konsa Veya konmuş kuşlardan biri uçsa düşüyor, Yere çakılıyor! Küstüğün kimsenin?.. Benim için; “bir zamanlar vardı” demenle sana ne kazandırabilirim?.. “İşte varım” diyebiliyorken yapabilirim ancak bunu! Küsmek; yaşayanı ölü kabul etmektir! Küserek beni terk etmen arasında ne fark var?.. November 23 GÖNÜL, GÜL YANİ SEN...GÖNÜL, GÜL.. YANİ SEN
Merhaba, ebru güzeli!.. İşte bu suya çizildi resmin... Çizgi çizgi uzadı su üstünde duygular... Ve tel tel her biri ayrı renkteki saçlar, Ve duru ve parlak ve pörsümemiş cildinde sevdâ terleyen bu yüz... Bu eser, kimin gönül duvarına asacaktır kendini? Kalbine… kalbine… kalbine... Ha kâğıt üstünde çizmişsin duygularını, Ha boyanmış suyu çekmişsin yol yol... Öyle renk renk ve duygu duygu, Belirsiz kıpırtılarla dalgalanıyorken teknedeki suyun üstünde... ..Ki “sen” olayım!.. Hatta mezar taşına bile olsa yazmak, bu yüzden güzel... Biliyorsun ki, bulunacaksın bir gün. Bekliyorsun bu yüzden sabırla, köşe başında... October 10 GÖNÜL KIŞA DOĞRUGÖNÜL KIŞA DOĞRU
Bulutlar neden bu renk ve rüzgâr neden taa tepeden dökülüyor başıma? Neden “neden”lerin içinde de ayrı nedenler pusuya yatmış? Neden çığlık çığlığa geçiyor üstümden kuşlar; yangın yerinden geçer gibi... Ve neden kaçırıyorlar seni uzaklara?.. Ben, bütün mektuplarımda “kendimi” gönderiyorum parça parça; Her zerrem koklasın diye seni... Ben, her satırı senin için yazıyorum; Senden öğrendim diye her harfi!.. Kesilirken bütün ağaçlar kesiliyor ağaçlarım. Bütün dallar kırılırken dallarım kırılıyor... Bütün ocaklar yanarken kor sıçrıyor yüreğime... Ve gönlüm; Kışa dönüyor. Mevsimler ifadesiz, mevsimler renksiz ve mevsimler tıpkısının aynısı!.. Mevsimler aynı tavuğun bir folluğa bıraktığı dört yumurta gibi; Hangisini kırsan yapış yapış ve kasvet sarısı!.. Gülüşlerin açtığı, Ve çiçeklerin güldüğü bir mevsim vardı, değil mi? Ve “güneş” dedikleri bir şey!.. Hani bütün dalların üzerinde yemyeşil yapraklar olurdu da Serçeler saklambaç oynardı aralarında... Hani kelebekler; rüzgâra kapılmış ebrûlar gibi savrulurdu havada. Hani, nerde bu “hani”ler, Ve neden şimdi ben gark olmadayım renksizliklere? Neden nokta nokta damlıyor tenime hazan yaprakları?.. Neden soluk soluğa ve çığlık çığlığa kuşlar, Yangın yerinden kaçar gibi; seni kaçırıyorlar uzaklara? Ve neden her mektubumda bir parçam eksiliyor? Kesilirken bütün ağaçlar, kesiliyor ağaçlarım. Bütün dallar kırılırken dallarım kırılıyor. Ocaklar yanarken kor düşüyor yüreğime... Ve gönlüm; kışa dönüyor!... September 03 HERŞEYİM SENİN OLACAK / 4 BİN TON GÜL VE SEN / ŞİİR VE SEN / YAĞMURUN ARDINDAN GÖZLERİN...HERŞEYİM SENİN OLACAK
Bir gün, bütün yazdıklarım senin olacak. Kâğıttan gemi yapmayı unutmadın değil mi?.. Kâğıt gemiler getirdi bana, seni hep... Bir kâğıt gemiye binip gitmiştim, seni görmeye: Ufkum mu kararacak, bilememiştim! Sonra ülkene yaklaştım, şehrine yanaştım ve indim rıhtımında; Soğuk muydu, bilmiyordum! Sendeleyerek yürüdüm sahile doğru... Baktım ki, eyvah; Bir gün bütün yazdıklarım senin olacak; Sana son yazımı da yazdığım zaman!.. Ateşin ta kendisiyim artık ben... Söyle bana; Senden gelen kıvılcımla kora dönmüşken, nerelere kaçayım?..” Belki uzak denizlerin akıntıları çalıverecek beni, adandan... Belki de sen iki mezar kazmalarını vasiyet edeceksin; Güneşin her hareketini görebilen burunda... Gitsem de kalsam da ben, Bana göstermediğin o notu “ben” gibi saklayacaksın avucunda: Kaldın mı, gittim mi? Kaldım mı, gönderdin mi? Hangi sahnedeyiz şimdi, bilmiyorum!..
Neden kül olmayı bekledin, onu da bilmiyorum! Bütün kâğıtlar elinde iken... Ve binip geldiğim geminin kâğıdı, sahilinde ıslanıp erimişken!.. 4 BİN TON GÜL VE SEN
İnsan, güle benzer; gülse insana!.. İnsanların çoğu, diken doludur; güller gibi... İnsanların çoğu, az katmerlidir; güller gibi... İnsanların çoğu, pembe çiçeklidir; güller gibi... İnsana benzeyen güller gülümserken bahçelerde; Birer, onar, yüzer, biner toplanır yaprakları... Ama gereken; binlerce kilo gül yaprağıdır... Sonunda büyük imtihan başlar: Kaynayan suyun buharı... Yani dört bin tane bir kilo gül yaprağı, buharda damıtılır; Bir kilo gülyağı için... 4 binde bir oranında gül esansı kalır da geriye; İşte, aşk; budur! Senden arta kalandır... Damıtılacağın gün, açığa çıkacak olandır!.. Aşk nedir, biliyor musun?.. Hücrelerde beklemeye benzeyen bir yolculuktur... Gülyağı... Yani şu soluk sarı renkli, gül kokulu, keskin lezzetli nesne... Biliyor musun; işte bu gül esansı, uçucudur! Sen, ne aşksın; ne aşk senin kokundur... İnsan güle benzer, güle... Gülse, insana! Görünenlerden başkadır.
Ne anlatılır, ne anlaşılır!.. ŞİİR VE SEN
Bütün hücrelerim şiirin karşısında oturmak ister... Ve şiirin bütün hücrelerinin de “karşısında oturmamı” istediğini bilirim. Ama şiir, bir türlü gelip almaz Ve kendi omuz çantasıymışım gibi koymaz beni masanın karşı ucuna! Ben?.. Bense felçli gibi yürüyemem, Lâl gibi söyleyemem, Âmâ gibi bakamam... Bakışları?.. Bana bakmadan... Saçımın bir tek telini bile oynatmadan; “Eser” bana doğru... “Korkudan” saçımın bir tek teli bile kıpırdayamaz!.. Ama içim? Uçar, savrulur! Şiir? Şiir bazen; Karşımdaki masada oturur. Garson yaklaşır yanına. Onun gözlerine nasıl bakar, onunla nasıl konuşur... Sipariş fişiyle kalemi onun karşısında nasıl bir arada tutabilir anlamam... Garson ona ne “emrettiğini” sorar... Şiir... Şiir bazen kahve ister. O mu içer fincandaki kahveyi; Yoksa fincan mı onun dudaklarını içer... Anlamam. Şiir... Şiir bazen kahve içer. Şiirin dudaklarına değen fincan, içindeki kahveyi soğutamaz!.. Şiir bir de kendini seyretmeye başlarsa yüzünde; Kahve, savrulan buharlarını tutamaz! Kelebek gibi konar parmakları fincanın beline; Titrer bütün yapraklarım!.. Sonra soluğunu duyarım... Sonra dudaklarını. Terler süzülür benden; ağzına doğru akarım! Kokumuz karışır artık biribirine. Ben şiire kokmaya başlarım; şiirse kahveye... İki mısra, bir beyit gibidir dişleri; gezerim arasında... Ve dolaşırım damağında, Sonunda, dilinin üstüne uzanırım... Şiir, dudağında titreyen son damlamı yalarken... Kayboluşlarım şiirin içinde olur işte; Geçerim boğazının içinden ve en ulaşılmaz, En dokunulmazlarını bulurum. Ben o olurum... Ben şiir olurum artık; Şiirin artık ben terleyeceğini bilirim! Kimse bilmez şiirin kahve sevdiğini, ben bilirim... Kimse bilmez şiirin kahve içtiğini, ben bilirim. Çünkü şiir tarafından ben içilirim! Kimse bilmez şiirin kahvenin tadını bildiğini, ben bilirim... Ve kimse bilmez şiirin dilinin tadını; Ben bilirim! Kimse bilmez: Şiir bazen kahve ister... Şiir bazen kahve içer. Belli ki şiiri tanımaz bu garson; Şiiri görmez, duymaz, koklamaz... Yanına gelir, hesabı getirir. Şiirse, sanki “benim bedelimi” bırakır tabağın içine! Ben ise, hâlâ felçli gibi yürüyemem, Lâl gibi söyleyemem, Âmâ gibi bakamam... Şiirin bakışları; yine bana bakmadan... Saçımın bir tek telini bile oynatmadan eser bana doğru... Saçımın bir tek teli bile yine kıpırdayamaz korkudan!.. Ama içim? Uçar, savrulur! Şiir? Şiir bazen; Karşımdaki masada oturur. Şiir? Şiir bazen kahve ister, kahve içer... Ve kış ortasında açmış bir bahar dalı gibi kalkar ayağa, paltosunu giyer. Kaşkolunu atar boynuna ve elleriyle ensesinden saçlarını çıkartır, Bana doğru savurur... Şiir, Sanki ben gibi masasının karşı ucunda oturan çantasını asar omuzuna... ...Defolur gider! YAĞMURUN ARDINDAN GÖZLERİN…
Açık bir havada bazen... Yolunu şaşıran tek bir bulut, Geçerken bir kucak yağmur bırakır ya hani... Geri kaçar herbir damla; Ama bulutunu yakalayamaz! Ve havanın her bir zerresi, Suyun her bir zerresini hapseder içine... Geçerken bir kucak yağmur bırakır ya hani...
July 09 ÖLÜME DAİR
ÖLÜME DAİR
Bir gün sanki yel eser, sel gelir, yer sallanır Gök yıkılır, âlem çöker başına... Ne yapmışsan bozulur... O gün en çok zora giden Sözlerin karşısında durabilmek Gözlerin önünde direnebilmektir... O gün, öyle bir hale gelir ki hava Sanki erimiş kurşun olup akar içine... İnsanoğlu, çiğ süt emmiş... Ve nefsine hamal... Ve ağzının içinde kemiksiz bir dil saklıyor!.. Yoksa dil mi; kurtulduğunda dudağın ve dişlerin arasından?.. Süzülmeye çalışan vapur gibi hissedersin kendini İçin mâsumlarla dolu!.. Hâlbuki bir kişiyi bir dakika fazla beklemek Bin kişiye birer dakika kaybettirmektir! Tembele hak tanıyıp miskine ödül vermek Gecikmeyi cesaretlendirmektir! Haklı olanın hakkını korumamak Haksız olana hakkı olduğunu zannettirmektir! Onun övmesiyle veya yermesiyle iş yapan Eşeğini sırtında taşıyan adama döner! Yazmak kolay... Yaşamak zor... Akan denizin üzerinde sürüklenen bir yolcu vapuru gibi İçinde bin masum insan ve limanda, Ağızlarından denize beddua akıtanlar!.. Onlar ki; bir ömür boyunca her gün, sana binip senden inmişler! Bir kişiyi bir dakika fazla beklemek Bin kişiye birer dakika kaybettirmektir! Ve nefsine hamal... Üstelik ağzının içinde kemiksiz bir dil saklıyor Yılan mı tehlikelidir çıktığında deliğinden, yoksa dil mi?.. Geç kalanların bedduaları altında süzülmeye çalışan İçi masumlarla dolu vapura benzetirken kendini Sen de sakın o güne lânetler yağdırma... Ne eşmişsen örtüldüğü Ne yapmışsan bozulduğu gündür ki Önceki günlere benzemez! Senin için sınanma günüdür, imtihan edilme vaktidir Dün seni övdüğünü hatırlayarak ve bugün seni övenlerin Yarın sana sövebileceğini unutmayarak...
July 06 KAYBOLAN Bİ'ŞEYİM / YÜREĞİMDE SAPLI KAL / GÖNÜL GÖZÜ NEYLESİN...
KAYBOLAN Bİ’ŞEYİM
Saatlerdir dolaşıyorum. Sanki bi’şeylerim kaybolmuş da, onları arıyorum... Yani demek ki; sen öyle san!.. Yani demek ki; aslında yok ama sen var zannet!.. Yani, san ki şu şöyledir; ama aslında öyle değildir!.. Yoksa her şey yerli yerinde de, kayıp olan ben miyim?.. Haziran’da senin rengindeydi her yan Ve Temmuz ile Ağustos bile baştan sona sen kokuyordu!.. Öyle değil mi? Seni yazamayacağım bir şiir aklıma gelmezdi!.. Ben burda çığlık çığlığayım; Belki sen de bir başka sayfada telaşlar içinde! Sen, senden izler çiziyorsun... Yavaşlayıp beklemem mi, Yoksa hızlanıp yetişmem mi gerektiğini bilmeden... Üstelik numarasından da habersiz olduğum bir sayfada; Seninle buluşmayı umuyorum! Belki göbeği çıkmış gibi, Belki ve belki ve belki gibi, Ama burada işte şehir... Sen, “yok” olan; …arayan, arayan!..
YÜREĞİMDE SAPLI KAL Bulutlara dolaşmış bir uçağın, Rüyalarında “hava limanlarını” görmesinden ne farkı var ki; Burnunun, sabahları “Saat Kulesi” diye sızlamasının?.. Kaybolmuş gemiler için; Uzak, zayıf, cılız, titrek, soluk ve soğuk bile olsa, Bir deniz feneri ışığının ne demek olduğunu anlıyor musun şimdi?.. Savrulurken dalgaların arasında; Ben... Aşka kılıf aramam!.. Senden ve benden bile aldığım bir ödül isen eğer; Saplanırsın içime!.. Şimdi, ben... Çatlamış dudağıyla yalvarırken tarlalar, İçindeki çiçekler bükerlerken boynunu... Elbette rüyalarınım senin... Kederlenen toprağa, içini süzen bulut gibi?.. Biliyor musun; Dibi kayalık bile olsa, “Huzur’dan gelip huzura giden” yolun kıyısındaki şu garip Saat Kulesi, Saat Kulesidir; seni bana mahkûm eden!.. Söyledik ya... Dedik ya; aşka kılıf aranmaz! Hediyem olsun... Yüreğimde saplı kal; GÖNÜL GÖZÜ NEYLESİN
Yoktun ki baktığım hiçbir yönde... İkimizin beline... Korkardım görülmekten... Irak olsun gönülden, artık göremediği!.. Mümkün olmaktan çıkıyor olmama ihtimalin!.. Bunu beklemiyorum...
July 05 Bİ'ŞEYLER EKSİK
Bİ’ŞEYLER EKSİK
Bu çay demsiz mi ne!.. Bu ne hâl ki sanki hep bir şeyler eksik; Hani fıstığı çikolatamın, hani bütün renkleri gökkuşağımın?.. ‘günaydın’larım, ‘nasılsın’larım, ‘merhaba’larım; Yerinde olmadığını, bulunmadığını, Az, noksan, yetersiz olduğunu söylüyor bana bir şeylerin... Onun için deyip duruyorum; Eksiklerim tamamlanır, noksanlarım dolar, yarımlarım bütünlenirdi... Parmaklarıma yazmak için, bacaklarıma yürümek için güç dolardı... Bir şeyler eksik kalmasın diye!.. Fakat bunları sana anlatıyor olsaydım, Kelebekler uçuşurdu kar tanelerinin arasında, Kışın ortasında denize girerdi insanlar Ve… Ve ben kış güneşiyle güneşlenirdim her sabah… Arka balkonda yıldızlanmak bile yaldızlamıyor duygularımı... Ve arkalarına bir sıra köpük... Ve etraflarına bir sürü martı... Çünkü fotoğraflar hep oturup duruyor sanki aynı zaman içinde, mahpus gibi! Hiiç! Sence benim neyim eksik?..
June 26 SENİ SEVMEKLE MEŞGULÜM
SENİ SEVMEKLE MEŞGULÜM
Uyuyorsundur diye usulca yazıyorum... İçime kelebekler atardın eskiden; gıdıklanır gülerdim. Sevinir gülerdim. Bi’tane uçan balon geldi mi yanına; Rüya bu işte; Bizim karşımızdaki bi apartmanda oturuyormuşsun. Seni seyrediyorum pencereden... Bi gün çay yapıp kapına geliyorum, kızıyorsun; Ne işin var burda, diyorsun. Ağlaya sızlaya iniyorum merdivenlerden, dönüyorum geri. Sonracıma, ay film gibi yani, Baban ve abiler filan bi yere gidecekmişsiniz, gidemiyorsunuz. Bir de dışarıda kalıyorsunuz, nasıl oluyorsa... Peki n’oluyo dersin? Tabii ki karşı komşulara geliyorsunuz. Hazır demlenmiş çay kurabiye kaçar mı, servis yapıyorum size, ihi:) Dünyada olamayacaklar rüyamda oluyor, ne güzel! Bu ne güzel bir gün böyle, yârin gülümsemesi gibi... Sonra o aldığım şeyi senin bir parçan bilmek... Ona bakıp seni düşünmek... Ve ona gülümsemek, sanki sana gülümser gibi! Mahalledekiler bana “gökkuşağı” diyorlarmış; Sana da bulaştırayım mı renklerimden? En son ne zaman pembe bi günaydın görmüştün? Burada var! Hem pembe, hem de sıcak bir günaydın!.. Sen kaç kişinin umudusun bilmek istemiyorum. Yazı okunuyor, sen orada ben burada. Olmasan olmaz. Olmayışın bile var oluşunun delili...” Uyuyorsun diye usulca yazıyorum ben, Ama sen hâlâ uyuyor musun?.. Ses etme öyleyse sakın;
..seni sevmekle meşgulüm! May 25 GOZYAŞINDAN BAŞKA NESİN Kİ?!...
GÖZYAŞINDAN BAŞKA NESİN Kİ!...
Ha, başımda dolaşan bir bulut... Gözüm nereni görürse görsün, yumuşaksın... Sırılsıklam olurum inceden inceye, gizliden gizliye... Gözüm önümü görmez; bir beyaz buluta keser âlem!.. Bir de kalbimin sesi!.. Halbuki önümdesin, Halbuki... …Canımdasın sanki!.. Sadece şunu hatırla:
April 09 SENDEN GELEN KALBİM ÜSTÜNE...SENDEN GELEN KALBİM ÜSTÜNE
Bir gonca gibi...
Rengim süzülmeden kesildiğim yaramdan;
Dermanım ol!...
Alınmışsam dalımdan,
Ellerde kalmayayım; vazom ol!...
Yahut beni vazon bil;
Dol içime kırdan toplanmış çiçekler gibi...
Yazıl alnıma...
Asıl boynuma, fermanım ol!...
Yâr bildiğim der ki;
"Her hasret vakti..."
Yani seni her özlediğimde bir yıldız attım içime.
Ve ben seni öyle özledim...
Sen bana kendini öyle özlettin ki;
Şimdi artık benim de bir gökyüzüm var!...
İnanmadığın hiçbir satırı yazma bana...
İnanmadığın hiçbir kelimeyi söyleme...
Hani bazen olur ya;
Aslında söyleyeceğine inanırsın,
Ama söylemek gelmez içinden...
İnandığın ama içinden coşkuyla söylemek gelmeyen
Herhangi bir sözü de söyleme bana...
Her harfi, içinden bir titreyiş gibi dökülmeyen kelimeleri yazma bana...
Ben buyum... İşte böyle; içim gibiyim!
Demiyorsan görünme...
Gösterme bana, göstermek zorunda hissettiğin gibi kendini...
Ve ben bileyim ki;
Senden gelen kalbim üstüne...
January 24 SENİ SEVMEKSENİ SEVMEK;
ŞU YERYÜZÜNDE SENİ SEVEBİLENLERİN EN AZ SEVENİ OLMAYA BİLE RAZI OLACAK KADAR...
SENİ SEVMEK;
ŞU YERYÜZÜNDE NEFES ALAN VE NEFES ALABİLECEK HERKESİN,
SENİ BENDEN DAHA FAZLA SEVMESİNİ ARZU EDECEK KADAR...
SENİ SEVMEK;
ASİL SEVGİLERİN BİTTİĞİ AN SENİN SEVGİNLE KUCAKLAŞMAK...
SENİ SEVMEK;
KAİNATIN ÖZ SUYUYLA SULANMAK!
SENİ SEVMEK;
KALBİME KAPTAN, DUYGULARIMA KAFTAN BULMAK...
SENİ SEVMEK;
KONUP GÖÇEN KUŞ İKEN, KENDİME VATAN BULMAK...
TOPRAK BULMAK, SU BULMAK...
VE KÖK, DAL, YAPRAK BULMAK!
EĞİLDİKÇE DALLARIM, BÖYLE MEYVEYE DURMAK;
BAHÇENİZE YAKLAŞAN İNCECİK BİR KÖKÜMLE,
BİR DAMLA TERİNİN NEMİNDEN DERMAN BULMAK.
SENİ SEVMEK;
BİR KEZ BİLE GÖREMEMEK GÖZLERİNİN RENGİNİ...
SENİ SEVMEK;
KELİMELER BOYUNCA TARİF EDEMEMEK...
AKLIMI ÇUVALLARA TIKTIM, BASIP ÇIKTIM ÜSTÜNE;
YETMİYOR BOYUM...
VARDIKÇA ULAŞILMAZ, GELDİKÇE YAKLAŞILMAZ, BULDUKÇA ERİŞİLMEZ OLUYORSUN...
DUYUYORSUN!... SÖYLERKEN SENİ SEVDİĞİMİ;
UTANIYORUM!
KORKUYORUM, ELİMLE ELİNİ KİRLETMEKTEN!...
VE HEP AMA HEP, YETMİYOR FİKİR VE DÜŞÜNCELER...
YETMİYOR KELİMELER...
YETMİYORUM!...
BİR DAMLA GİBİ ÇIKIYORUM İÇİMDEN;
İÇİME BÜTÜN ACILARIMI DOLDURMUŞ OLARAK...
VE BİR GÖZYAŞI DAMLASININ İÇİNDEKİ TUZ GİBİ GÖRÜLMÜYOR İÇİMDEKİ ACILAR,
ÜSTELİK KENDİ DIŞIMDA KAVRULMAYA MAHKUMUM!
BİLİYORUM... BİLİYORUM DA KENDİMİ TUTAMIYORUM.
BEN KENDİ İÇİMDEN HER ÇIKTIĞIMDA;
İÇİNE BÜTÜN ACILARINI YÜKLENMİŞ OLARAK, BİR "GÖZYAŞI DAMLASI" GİBİ...
... BUHARLAŞIYORUM VE UÇUYORUM SANA DOĞRU.
YERİMDE BİR AVUÇ ACI KALIYOR!
SENİ SEVMEK İSTİYORUM DAHA ÇOK VE ANLAYARAK...
ŞU YERYÜZÜNDE SENİ SEVEBİLENLERİN EN AZ SEVENBİLENİ OLMAYA BİLE RAZI OLACAK KADAR...
SENİ SEVİYORUM...
ŞU YERYÜZÜNDE NEFES ALAN VE ALACAK HERKESİN,
SENİ BENDEN DAHA FAZLA SEVMESİNİ ARZU EDECEK KADAR...
(...SEVMEK ULAŞILMAZDIR! "CENNETTEN BİR MEYVA MİSALİ". ANCAK SONUN GELDİĞİNİ VE SONSUZLUĞUN BAŞLADIĞINI HİSSETTİĞİN AN ULAŞILMAZLAR ORTADAN KALKAR VE HEP SÖYLEDİĞİM GİBİ MAVİLERİN YEŞİLE DÖNÜŞTÜĞÜ O YERİN HİKAYESİ BAŞLAR... MUTLU SONLARIN HEPİMİZİ BULMASI DİLEĞİMLE!...
|
|
|||
|
|