SkYsTaRofThE's profileSKYSTARPhotosBlogListsMore Tools Help

SKYSTAR

Merhaba, demek; Tebessüm etmek ve tebessüm beklemektir… Merhaba, demek; Benden iyilik bekle ve senden bana kötülük gelmesin, demektir… Merhaba denmek, insanın başına gelebilecek iyi şeylerdendir yani. Öyle ise: Merhaba!
BEN SENDE BİN DERT OLSAMDA NE OLDUĞUMU DEYİVER.. HERŞEYİMİ SÖYLE Kİ DOST MUYUM, DÜŞMAN MIYIM?!... BİLSİNLER...
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
ѕüямєηαjwrote:
http://i175.photobucket.com/albums/w151/bela_2000/redrose822ur.gifhttp://i175.photobucket.com/albums/w151/bela_2000/redrose834yz.gif
iyi geceler arkadaşım..
Mar. 2
Eylül'le Islanan Ayrılık/ Kasım düşlerinden ilhamla


 
Feb. 23
fenerliwrote:
Slm, biraz geç olacak ama mutlu yıllar....
2009 herkes için güzel, sağlıklı, mutlu, huzurlu ve barış dolu bir yıl olur inşallah.
Jan. 3
July 29
Minewrote:
July 29
YAĞMURwrote:

(DOSTLARI OLMALI İNSANIN)

Dostları olmalı insanın,

aynen gemilerin limanları gibi.

Zaman zaman uğradığın, yükünü boşalttığın,

dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,

geri döneceğin günü bekleme umuduyla.

Bazen, rüzgâra o açmalı yelkenini,

yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,

halatlarını çözmeli,

seni çok ama çok özlemeli.

Dostları olmalı insanın;

ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen.

Düşünmediklerini düşündüren,

seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen,

gerektiğinde senin için ateşi yutabilen,

yolunu ışıtan ustan olmalı.

Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini.

Sana vermeli soğuk bir kış gününde

üzerindeki tek gömleğini..                                                                                                  

July 28
Minewrote:

Gülen gözlü arkadaşım dudağındaki tebessümü 
kaybetmemişsin daha.

Ne güzel dünyaya gülen gözlerle 
bakabilmek ve insanlara tebessümler saçabilmek senin 
gibi.

Biliyorum üzülüyorsun donuk gözlerle karsılaşınca. 
Ne yapalım arkadaşım herkes senin gibi olamaz.
Duyabiliyorum hayır olmalı dediğini.
Haklisin arkadaşım aslında bütün insanlar senin gibi olmalı.

Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini;
Bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı bir tebessümle 
nasıl görebileceklerini,sıkıntılarla dolu bir insana
nasıl dünyaları vereceklerini bilseler ve gülen gözlerin
buzları nasıl erittiğini,
kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler.
eminim onlarda senin gibi olmak isterlerdi. 

Ve sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım.

Saf ve hiç 
bir beklentisi olmayan bir çocuk gibi.
Hayır arkadaşım sevgi sadece sevgiliye duyulmaz. 
Sevgi evrenseldir.
Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu. 
Onun yeri kalplerdedir.

Bir anne kalbindedir onun yeri çocuğuna
verebilmek için,

Onun yeri bir bahçıvanın ellerindedir
sevgi tohumları saçabilmek için... 

Evet sevgi her yerdedir.
Yeter ki sen onu bulmak iste.

Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmekte.
 Hayat kısa arkadaşım bugün olan yarın yok
Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez,
yarin çok geç olabilir.
 
Güzel sözler söylemek varken kalpleri kırmak niye? 
Hayat çok kısa  ve bu dünyadaki hiç bir şey
kırılan kalplere değmez. 

July 26

seni çok seviyorum arkadaşım DOSTUM :)))

Kuşlar gibi uçmAyı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ama basit bir sanatı unuttuk. İNsAN gibi YAşamAyı biliYOr musun bu hafta dünYA dostlar haftası bu mesajı sevdiğin doslarına gönder eğer BEN de SENin YAkın arkadaşınsam dostunsam banada Yolla Bunu arkadaşlarına gönder BAkalım kaç Cvp geleCek eğer 7 den fazlAysa çOOKKk sevilen birisisin demektir.

 





Dostluk Sabah öperek uyandırmaktır...



Aynı dala tutunmaktır kimi zaman




aynı bisikleti sürmektir. Ayağınız yetişmese bile...




Dans etmektir kolkala...



küçük hediyeler almaktır...

ve Kimi zaman aynı kalbi paylaşmaktır..




Öpmektir onu doyasıya


Ve bunu söyleyebilmektir


July 10
Mumların Öyküsü!..


Dört tane mum usul usul yanıyordu...
Ortalık o kadar sessizdiki,
mumların konuşmalarını duyabiliyordunuz...
Birinci mum dediki:
'Ben BARIŞ'ım.!
Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor.
Sanırım yakında söneceğim.'
Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü.
İkinci mum:
'Ben VEFA'yım.!
Ne yazıkki artık vazgeçilmez değilim.
Onun için,bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.'
Sözlerini tamamladığında
esen hafif bir rüzgar onu tamamen söndürdü...
Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle dediki:
'Ben SEVGİ'yim!
Yanacak gücüm kalmadı.
İnsanlar beni unuttu,değerimi anlamıyorlar.
En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.'
Vefa'da daha fazla beklemeden sönüp gitti...
Ansızın..!
Odaya bir çocuk girdi ve üç mumunda yanmadığını gördü.
'Neden yanmıyorsunuz?
Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu? ' dedi.
Ve ardından ağlamaya başladı...
O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı:
'Korkma, ben yandığım sürece
öteki mumlarıda yeniden yakabiliriz,
ben UMUT'um! '
Çocuk parlayan gözleriyle UMUT mumunu aldı
ve öteki mumları birer birer yaktı...

UMUT ışığı yaşamımızdan hiç eksik olmamalı...
...Ki hepimiz onunla birlikte
VEFA'yı, BARIŞ'ı ve SEVGİ'yi yaşatabilelim......

July 9
arkadasım  yorumun için cok tşk ederım senın alnında super  olmus cok guzel elıne saglık :)
July 6
CANIM SEN ARKADAŞ DAVETİNİ YOLLA HEMEN OKMU BEN KABUL EDECEM CANIM ALLAHA EMANET OL ABLAN
FERİHAN
July 5

BİR AVUÇ GÜNIŞIĞI

y1pw7DOjPvFWJ3YFcO9WUCvvljTSEh298fSd3_xuaPCwLd9nI59j2stjP6dJWocJSzG
 
 
 

BİR AVUÇ GÜNIŞIĞI


hoyratça uzatıp ellerini
bütün çiçeklerimi kopardın baharımdan
gökyüzümü karartıp
kuruttun denizimi
rotasını yitirmiş gemiler gibiyim şimdi
hangi limana yanaşsam yabancı
hangi geceye sığınsam el
hangi şarkıyı dinlesem gözyaşı
anlatılmaz bin dert gibiyim
mahçubum,çaresizim, umutsuzum
anla işte..

bu son çalışım kapını
ne olur, bir avuç günışığı
ne aş, ne su, ne ekmek isterim senden
param parçayım, liyme, liymeyim
sonkez tut
kaldır yerimden..

isyanda duygularım
şiirlerim utanıyor yalnızlıktan
kördüğüm olmuşum
ben, sensiz yaşayamam, birde şiirsiz
bu garip yüreğime
başka ne koysan sığar
açlığa susuzluğa dayanırım
yosulluk bükmez belimi
ne olur, bir avuç günışığı
son kez uzanan ellerimi
öksüz koyma..

..............................
dedim ya,
isyanlarda duygularım
sitemim yok, onlar haklı
kağıt haklı, kalem haklı, hüküm haklı
umutsa darağacında
ha gitti, ha gidecek
gel haydi
ya gözlerimi çöz
YA İPİMİ ÇEK..

July 5
-wrote:
Photobucket
July 5
-wrote:
Photobucket
July 5
-wrote:
Coração Explodindo
July 5
-wrote:
Photobucket
July 5
-wrote:
Photobucket
July 5
-wrote:
Photobucket
July 5
-wrote:
Photobucket
July 5
-wrote:
</DIVMulher fada>
July 5
-wrote:
rica ederim bu arada bende fenerliyim sonuna kadar..:) neyse kib byee
July 5
KAR TANESİ, SAYFAMA KATTIĞIN GÜZELLİKLER İÇİN ÇOK MUTLU OLDUM. ÖZELLİKLE ŞU YAĞMUR YAĞAN ŞEHİR ÇOK ROMANTİK OLMUŞ. TEŞEKKÜRLER...
July 5
NASIL Kİ SANATÇI ALKIŞI HAZ EDERSE İŞTE BENİM İÇİNDE YORUMLARINIZ ALKIŞ NİTELİĞİNDE! HEPİNİZE TEKER TEKER TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM... SİZDEN GELEN KALBİM ÜSTÜNE. SEVGİYLE VE HEP BÖYLE KALIN :))
July 5
Photo 1 of 20
May 20

AKLIMA GELMEYECEKTİN…

 

 

AKLIMA GELMEYECEKTİN…


Kene­ler bi­le in­sa­nı bı­ra­kıp do­mu­za tır­man­maz ve on­dan dü­şüp ko­yu­na,

Onu terk edip kö­pe­ğe, de­ve­ye, bey­gi­re ya­pış­maz!
Bit ka­dar­dın.

Cüs­sem ce­sa­me­ti­ne va­rın­ca­ya ka­dar sır­tım­da ta­şı­dım se­ni!

Sık­sa­lar, için­den ben çı­ka­rım san­dım

Ve se­nin her di­şi­nin,

Bi­rer di­şi siv­ri­si­nek gi­bi baş­ka­la­rı­nı em­me he­ve­si­ni gör­mek is­te­me­dim

Vahhh ba­na!..
Şim­di sen; ben­den son­ra kim bi­lir da­ha kim­ler­den “kop­muş” ola­rak;

“Son ya­pış­tı­ğım sır­tın yaş­lı sa­hi­bi ölür­se” di­ye dert­le­ni­yor­sun,

Kim ina­nır!

Dün­ya­da ay­rı­la­ca­ğı­na ağ­la­yıp,

Son­suz ha­yat­ta be­ra­ber ol­mak ih­ti­ma­li­ni mer­kep­ler gi­bi te­pe­ne kim ina­nır?..
Ne­re­ye va­ra­ca­ğı iz­le­ri gö­rü­le­rek tah­min edi­lir in­sa­nın;

Bin­di­ği va­sı­ta­ya, tu­tun­du­ğu sır­ta ba­kı­la­rak söy­le­nir!..

Kim­le­rin ar­dın­da ayak iz­le­rin

Ve kim­le­rin ka­pı­sın­da par­mak iz­le­rin

Ve kim­le­rin dudaklarında du­dak iz­le­rin var?..
Kim ina­nır bir tim­sa­hın par­la­yan göz­ya­şı­na?

Ve­ya han­gi an­ne me­me­si­ni uza­tır bir tim­sa­ha?
Şim­di sen,

Bir aya­ğı­nın üs­tü­ne Konak rıh­tı­mın­da be­ton dö­ker­ken;

Di­ğer aya­ğı­nı, Ak­de­niz ge­mi­sin­de­ki ba­ba­ya bağ­lı­yor­sun...

Fa­kat de­ğil sa­de­ce ba­ba­ya;

Hem abi­ye, hem de de­de­ye bağ­la­san, bu gi­diş­le yır-tı-lır-sın!
Piş­man­lık ka­pı­sı el­bet­te ka­pa­lı de­ğil

Fa­kat ön­ce, ken­di­si­ni bi­le kat­le yel­ten­miş o mü­na­fık çık­ma­lı kaf­a­nın için­den!

Çün­kü çar­şı­da ci­ğer sat­mak

Ci­ğe­ri ya­nan­la­rın hü­ne­ri­dir, acık­lı hıç­kı­rık­lar­la...

Çöl­le­rin mec­nu­nu ol­ma­dan Ley­la’ya ka­vu­şul­mu­yor!
Mec­nun da Ley­la’sı­nı be­ğen­me­miş­ti ni­ha­yet

Ama ba­zı­la­rı “mec­nun­luk sı­na­vı­nı ver­me­den” Ley­la’ya dil uza­tı­yor!
Hü­ner; “Ley­la’yı be­ğen­me­mek du­ra­ğı”nda bu­luş­mak de­ğil Mec­nun’la...
He­def Mec­nun ola­bil­mek sev­da yo­lun­da!
Sim­di sen,

Ey bir za­man­lar; “kus­sa için­den ben çı­ka­rım” san­dı­ğım!..
Vah ba­na ki

Cüs­sem ka­dar olun­ca­ya dek en­sem­de gez­dir­dim se­ni

Şah da­ma­rım­dan em­zir­dim!

Fa­kat ilk sı­kış­tı­rıl­dı­ğın­da kus­tun ve için­den kim­ler çık­tı!
Bil­mek la­zım:

Piş­man­lık ka­pı­sı her za­man açık ama “piş­man ol­dum” di­yen­ler için de­ğil...
...Piş­man olan­lar için!
April 05

GELİYORSUN...

 

GELİYORSUN...


Dönen kuşlar indi çoktan göçtükleri yuvalarına...

Karıncalar deliklerini ve arılar peteklerini başladı doldurmaya.

Mevsim, yaslandı yani bana doğru

Hissediyorum!
Anladım ki; artık, geliyorsun...

Seni beklerken; portakal çiçeklerini ipe dizip bir taç daha yaptım...
İlk eriğin tadına baktım; ekşi olsa da, yüzüm hep tatlıydı...
Seni özlemenin bile beni üzmesine izin vermedim,

Seni beklerken...
Geliyorsun...
Kaybolduğum denizlerde yeşil bir dal parçası

Veya uçan bir kuş görmüş gibiyim.
Geliyorsun...
Çünkü artık, koynundan toplayıp havaya fırlattığın kelimelerin

Fesleğen kokularını bile kaybetmeden yağıyor başıma.
Topluyorum avuç avuç

Ve öpüyorum; sıcacık...
Hayal et, dediğinden beri hayalimde gelişin...
Yolunun başına diktiğim ben

Bir an olsun öf demedi, seni beklerken...

Elindeki çiçeği solmadı

Yaprağındaki şebnemler bile damlamadı hatta...
Tozlar, bulamadı elbisesini, konmak için...
Gözündeki pırıltı, tenindeki ışıltı kaybolmadı.
Hayaller tıraşa ihtiyaç duymaz!

Hayallerin sakalı batmaz, can acıtmaz...
Hayaller birini bekler hep

Tertemiz…
Hayalim seni bekler!

Geliyorsun...

 

March 12

Mavi Aşk...

 
 

MAVİ AŞK


Sonunda aşk, incecik bir kök salıverir içime;
Sıcacık, acır içim!...
İnci dişli tilkiler dişler artık; içine hapsolduğun her hücremi...

Mavi bir göğün altında,

Mavi bir gölün kenarında,

Mavi safirden bir yüzük taşı gibi dokununca elime...

Sen;
Gözlerime baktığı an tüm saçları sarıya kesmiş, ayçiçeği...
Rüzgâr, bir abla şefkatiyle elini tutar salkım söğütlerinin...
Okşar yeşil saçlarını...
Mavi bir göğün altında,

Mavi bir göl kenarında,

Mavi omuzlarına dökülüp savruldukça saçların;

Yolları savrulur içimin!..
Taze ve temiz bahar çayırlarındaki bir pembe çiçeğe benzer gülüşün;

Sessiz ve usulca...
Bakışların, neden dolanır böyle bakışlarıma...
Neden bakarsın; akar gibi...
Sızlar içim;
...Doldukça!..
Sonunda aşk;
İncecik bir kök salıverir içime!

February 28

Bilmeden Sevdim..

 
 
(Klip bana ait! Umarım beğenirsiniz...)
 
----Klibin orjinali için lütfen aşşağıdaki adresi ziyaret ediniz---
 
    
 
 
 
 

BİLMEDEN   SEVDİM

 

Ben, seni; adını bilmeden sevdim.

Ve, “var”lığınla gülüşünü...
Ben seni, yaşını bilmeden, gözünü-kaşını bilmeden sevdim.
Ve, “yar”lığa süzülüşünü.

Ben seni, sesini duymadan sevdim...
Ve duymadan nefesini.
Ben seni adını bilmeden sevdim...
Ama; sevdim!..

Üşüyüşünü sevdim...
Üşüyüşünü sevdim onüçüncü ayın ilk günü;
“Gel, ısıt” deyişini!..
Bekleyişini sevdim,

Beşinci mevsimin gün bitimlerinde, bilerek gelmeyeceğimi...
Akşam alacalarının gönlüne yürüyüşünü sevdim...
Ve, kıpırtısız, karanlığa gömülüşünü sevdim.
Bir de;
“Gel, ısıt” deyişini!..

Ben seni, adını bilmeden sevdim.
İhtiyacım... Cevabım...
İsimler koydum sana;

My Kalbim, Bebeğim... Aşkım, Işığım... Bi’tanem, Her şeyim…
Seni, adını bilmeden sevince öğrendim;

Seni sevmek için gerekmiyordu ismini bilmem...
...Sevdim işte!

Ben, seni; yaşını bilmeden sevdim...
Ben seni, gözünü-kaşını bilmeden sevdim.
Ben seni, sesini duymadan sevdim.

Ve hatta öğrenmeye korkarken, bilmeye kıyamazken seni...
...seni sevdim.
Seni sevdim.

İçime salıncaklar kurdum gönlümün ipleriyle...
Oturdun, sallayamadım; dokunurum diye korkumdan!
Dolaştın boynuma bir sarmaşık gibi; okşayamadım.
...Koklayamadım!
Dalgalarını taramamış olan parmaklarım yabancı saçlarına...
Ve hâlâ bilmiyorum, gözlerin ne renk?.. Hangi yıldızlar mahpus içinde?

Ve ben sana hâlâ seni sevdiğimi söyleyemedim!..
Ama ben seni; adını bilmeden, yaşını bilmeden...

Yüzünü bilmeden, sesini bilmeden...
...Seni bilmeden sevdim.
Seni, “bilmeden” sevdim!
Senin olmadığın ve benim olmadığım bir sokakta

Köşe başında çarpıştı duygularımız!
Döküldü içindekiler ve döküldü içimdekiler...
Sen yoktun orda ve ben de yoktum;
Ama sevgi vardı!

Ve, ben…

…seni…

Adını bilmeden sevdim….

 

January 24

KÜSME BANA...

 

KÜSME BANA…

 

Hadi ba­na ce­vap ver:
Öle­rek se­ni terk et­mem ile;
Kü­se­rek be­ni terk et­men ara­sın­da ne fark var?..

Şu fark var, bu iki terk olu­nuş ara­sın­da:
Bi­ri, her iki­mi­zin de ira­de­miz dı­şın­da...

Ya­ni elin­de ol­ma­dan ve ya­ni elim­de ol­ma­dan;

De­ri­in ve git­tik­çe de­rin­le­şe­cek bir acı sö­küp alı­yor be­ni sen­den...
Di­ğe­rin­de ise;
Bi­le­rek...

İs­te­ye­rek...

İra­den dâ­hi­lin­de ve ak­lın ba­şın­da ol­du­ğu­nu id­di­a ede­rek;
Ol­ma­yı­şa atı­yor­sun, sa­vu­ru­yor­sun be­ni!..

Bu ka­dar mı ge­niş ha­ya­tın?..
Bu ka­dar mı bit­mez za­man­la­ra sa­hip ol­du­ğu­nu sa­nı­yor­sun?

Ha­yat, in­ce bir ip üze­rin­de yü­rü­mek gi­bi zor as­lın­da!
Bir cam­baz, ip üs­tün­de yü­rür­ken;

Değ­ne­ği­ne bir kuş kon­sa

Ve­ya kon­muş kuş­lar­dan bi­ri uç­sa dü­şü­yor,

Ye­re ça­kı­lı­yor!
Bir kuş ka­dar da mı ağır­lı­ğı yok­tur ha­ya­tın­da;

Küs­tü­ğün kim­se­nin?..
Dü­şer­sin son­ra!
Ça­kı­lır­sın son­ra ve “söy­le­me­din” di­ye­mez­sin!

Be­nim için; “bir za­man­lar var­dı” de­men­le sa­na ne ka­zan­dı­ra­bi­li­rim?..
Ben, eğer sa­na bir şey­ler ka­ta­cak­sam;

“İş­te va­rım” di­ye­bi­li­yor­ken ya­pa­bi­li­rim an­cak bu­nu!
Sa­na bir şey fı­sıl­da­ma­ma izin ver:
“İş­te, va­rım!..”

Küs­mek; ya­şa­ya­nı ölü ka­bul et­mek­tir!
Küs­mek; ara­mız­da­ki alış­ve­ri­şi öl­dür­mek­tir!
Ha­di şim­di ba­na ce­vap ver:
Öle­rek se­ni terk et­mem ile;

Kü­se­rek be­ni terk et­men ara­sın­da ne fark var?..

November 23

GÖNÜL, GÜL YANİ SEN...

Gönül, Gül yani Sen...

GÖNÜL, GÜL.. YANİ SEN

 

Merhaba, ebru güzeli!..
Ödüm koptu; göreceksin sandığımdan içimi...
Duruyordun ya karşımda; öd karışmış suda yüzen gül gibi!..

İşte bu suya çizildi resmin...
Neft yağıyla incelmişti boyalar ve damla damla aktı,

Çizgi çizgi uzadı su üstünde duygular...
Renkler, renklere karıştı; parmaklar parmaklara, ve saçlar saçlara...
Bakışlar sarmaş dolaştı;
Öd karışmış suda yüzen gül gibi duruyorken karşımda...
Ve ben… titriyordum, dal gibi!
San’at, güzeldir; işleyen elleri güzel kıldığı için...
Eller güzeldir ama san’atkâr eli, daha da güzel!..
Bu ebru, kimin eseri?..
Bu menekşe bakışlar,

Ve tel tel her biri ayrı renkteki saçlar,

Ve duru ve parlak ve pörsümemiş cildinde sevdâ terleyen bu yüz...
Bu eser...

Bu eser, kimin gönül duvarına asacaktır kendini?
İşte, ben biliyordum bir gün dikilivereceğini karşıma...
İşte bu yüzden gönderiyordum her harfimi;

Kalbine… kalbine… kalbine...
Ha kâğıda harf, ha ebru suyuna boya dökmüşsün...

Ha kâğıt üstünde çizmişsin duygularını,

Ha boyanmış suyu çekmişsin yol yol...
Yüreğe diken girer; kalbe gül!..
Gönül;
Güle açar kendini, güle kokar...
Güle uçar, güle konar...
Şimdi, bunca bekleyişten sonra sen;

Öyle renk renk ve duygu duygu,

Belirsiz kıpırtılarla dalgalanıyorken teknedeki suyun üstünde...
Al beni, ve beyaz bir kâğıt gibi yüzüne yatır...

..Ki “sen” olayım!..
Suya veya kâğıda, cama yahut cana,

Hatta mezar taşına bile olsa yazmak, bu yüzden güzel...

Biliyorsun ki, bulunacaksın bir gün.

Bekliyorsun bu yüzden sabırla, köşe başında...
Yani, sen.. hani durdun ya karşımda;
Ebru suyunda yüzen bir bahar dalı gibi...
Ödüm koptu, göreceksin sandığımdan içimi...
Merhaba; ebru güzeli!..

October 10

GÖNÜL KIŞA DOĞRU

Gönül Kışa Doğru

GÖNÜL KIŞA DOĞRU

 

Bulutlar neden bu renk ve rüzgâr neden taa tepeden dökülüyor başıma?

Neden “neden”lerin içinde de ayrı nedenler pusuya yatmış?

Neden çığlık çığlığa geçiyor üstümden kuşlar; yangın yerinden geçer gibi...

Ve neden kaçırıyorlar seni uzaklara?..

Ben, bütün mektuplarımda “kendimi” gönderiyorum parça parça;

Her zerrem koklasın diye seni...

Ben, her satırı senin için yazıyorum;

Senden öğrendim diye her harfi!..

Kesilirken bütün ağaçlar kesiliyor ağaçlarım.

Bütün dallar kırılırken dallarım kırılıyor...

Bütün ocaklar yanarken kor sıçrıyor yüreğime...

Ve gönlüm;

Kışa dönüyor.

Mevsimler ifadesiz, mevsimler renksiz ve mevsimler tıpkısının aynısı!..

Mevsimler aynı tavuğun bir folluğa bıraktığı dört yumurta gibi;

Hangisini kırsan yapış yapış ve kasvet sarısı!..

Gülüşlerin açtığı,

Ve çiçeklerin güldüğü bir mevsim vardı, değil mi?

Ve “güneş” dedikleri bir şey!..

Hani bütün dalların üzerinde yemyeşil yapraklar olurdu da

Serçeler saklambaç oynardı aralarında...

Hani kelebekler; rüzgâra kapılmış ebrûlar gibi savrulurdu havada.

Hani, nerde bu “hani”ler,

Ve neden şimdi ben gark olmadayım renksizliklere?

Neden nokta nokta damlıyor tenime hazan yaprakları?..

Neden soluk soluğa ve çığlık çığlığa kuşlar,

Yangın yerinden kaçar gibi; seni kaçırıyorlar uzaklara?

Ve neden her mektubumda bir parçam eksiliyor?

Kesilirken bütün ağaçlar, kesiliyor ağaçlarım.

Bütün dallar kırılırken dallarım kırılıyor.

Ocaklar yanarken kor düşüyor yüreğime...

Ve gönlüm; kışa dönüyor!...

September 03

HERŞEYİM SENİN OLACAK / 4 BİN TON GÜL VE SEN / ŞİİR VE SEN / YAĞMURUN ARDINDAN GÖZLERİN...

HERŞEYİM SENİN OLACAK 1

HERŞEYİM SENİN OLACAK

 

Bir gün, bütün yazdıklarım senin olacak.
Fakat o zaman...
..Ben olmayacağım!
.....
Olmadığım zaman, elinde kalan her sayfa kâğıdım...
Gerçek değerini anlayacak;
..Senin yanında!

Kâğıttan gemi yapmayı unutmadın değil mi?..

Kâğıt gemiler getirdi bana, seni hep...
Ve ben;

Bir kâğıt gemiye binip gitmiştim, seni görmeye:
Ufukta kara belirmişti;

Ufkum mu kararacak, bilememiştim!

Sonra ülkene yaklaştım, şehrine yanaştım ve indim rıhtımında;
..Sıtmana tutuldum!
Titriyordum...

Soğuk muydu, bilmiyordum!
Kalkınca çöktüğüm yerden,

Sendeleyerek yürüdüm sahile doğru...

Baktım ki, eyvah;
..Islanmıştı ve yıkılmıştı gemim, suyun üstüne!

Bir gün bütün yazdıklarım senin olacak;

Sana son yazımı da yazdığım zaman!..
Belki, hatırlayıvereceğim kâğıtlardan yeni bir gemi yapmayı...
“Gidiyor musun?..

Ateşin ta kendisiyim artık ben...

Söyle bana;

Senden gelen kıvılcımla kora dönmüşken, nerelere kaçayım?..”
Deyişini duymayacağım!
Belki sen bıkacaksın ve bir gemi yapıp salacaksın beni sulara...

Belki uzak denizlerin akıntıları çalıverecek beni, adandan...

Belki de sen iki mezar kazmalarını vasiyet edeceksin;

Güneşin her hareketini görebilen burunda...

Gitsem de kalsam da ben,

Bana göstermediğin o notu “ben” gibi saklayacaksın avucunda:
“Kül; elâ gözlerinle yanan benden arta kalandır!”

Kaldın mı, gittim mi?

Kaldım mı, gönderdin mi?

Hangi sahnedeyiz şimdi, bilmiyorum!..
Neden kül olmayı bekledin, onu da bilmiyorum!
Bütün kâğıtlar elinde iken...
Ve binip geldiğim geminin kâğıdı, sahilinde ıslanıp erimişken!..
HERSEYİM SENİN OLACAK 5

 
4 BİN TON GÜL VE SEN

 4 BİN TON GÜL VE SEN

 

İnsan, güle benzer; gülse insana!..

İnsanların çoğu, diken doludur; güller gibi...

İnsanların çoğu, az katmerlidir; güller gibi...

İnsanların çoğu, pembe çiçeklidir; güller gibi...
İnsan, güle benzer yani;
Gülün insana benzediği kadar!

İnsana benzeyen güller gülümserken bahçelerde;

Birer, onar, yüzer, biner toplanır yaprakları...
Binlerce yaprağı bile bir kilo gelmez çiçeklerin...

Ama gereken; binlerce kilo gül yaprağıdır...
Bunun için toplanır ve toplanır ve toplanır taze çiçekler...

Sonunda büyük imtihan başlar: Kaynayan suyun buharı...
Tam dört ton...

Yani dört bin tane bir kilo gül yaprağı, buharda damıtılır;

Bir kilo gülyağı için...
Dikeni bol gülün yaprağı damıtılınca,

4 binde bir oranında gül esansı kalır da geriye;
..acaba insandan kalacak olan, nedir?..

İşte, aşk; budur!
.....
Aşk; sen değilsin, senin kokundur!
Sen aşk değilsin, aşk; içinde var olandır...

Senden arta kalandır...

Damıtılacağın gün, açığa çıkacak olandır!..

Aşk nedir, biliyor musun?..
Aşk; uzun yolculuklara benzeyen bir bekleyiş,

Hücrelerde beklemeye benzeyen bir yolculuktur...
Aşk elle tutulmaz; kalpte tutulur...

Gülyağı...

Yani şu soluk sarı renkli, gül kokulu, keskin lezzetli nesne...

Biliyor musun; işte bu gül esansı, uçucudur!
Açık bırakamazsın; herkese koklatamazsın!..
.....
Gülün esansı kadar azdır insanın içindeki aşk;
Ya da insanın içindeki aşk; gül esansı kadar çoğalıcı ve kıymetlidir...

Sen, ne aşksın; ne aşk senin kokundur...
Sen, eğer damıtıldığında; gül kokusu çıkacaksa kalbinden, mübarek olsun!

İnsan güle benzer, güle...

Gülse, insana!
Aşk ise; başkadır.

Görünenlerden başkadır.
Ne anlatılır, ne anlaşılır!..
 GÜL

ŞİİR VE SEN

 

Bütün hücrelerim şiirin karşısında oturmak ister...

Ve şiirin bütün hücrelerinin de  “karşısında oturmamı” istediğini bilirim.

Ama şiir, bir türlü gelip almaz

Ve kendi omuz çantasıymışım gibi koymaz beni  masanın karşı ucuna!

Ben?..

Bense felçli gibi yürüyemem,

Lâl gibi söyleyemem,

Âmâ gibi bakamam...

Bakışları?..

Bana bakmadan...

Saçımın bir tek telini bile oynatmadan;

“Eser” bana doğru...

“Korkudan” saçımın bir tek teli bile kıpırdayamaz!..

Ama içim?

Uçar, savrulur!

Şiir?

Şiir bazen;

Karşımdaki masada oturur.

Garson yaklaşır yanına.

Onun gözlerine nasıl bakar, onunla nasıl konuşur...

Sipariş fişiyle kalemi onun  karşısında nasıl bir arada tutabilir anlamam...

Garson ona ne “emrettiğini” sorar...

Şiir...

Şiir bazen kahve ister.

O mu içer fincandaki kahveyi;

Yoksa fincan mı onun dudaklarını içer...

Anlamam.

Şiir...

Şiir bazen kahve içer.

Şiirin dudaklarına değen fincan, içindeki kahveyi soğutamaz!..

Şiir bir de kendini seyretmeye başlarsa yüzünde;

Kahve, savrulan buharlarını  tutamaz!

Kelebek gibi konar parmakları fincanın beline;

Titrer bütün yapraklarım!..

Sonra soluğunu duyarım...

Sonra dudaklarını.

Terler süzülür benden; ağzına doğru akarım!

Kokumuz karışır artık biribirine.

Ben şiire kokmaya başlarım; şiirse kahveye...

İki mısra, bir beyit gibidir dişleri; gezerim arasında...

Ve dolaşırım damağında,

Sonunda, dilinin üstüne uzanırım...

Şiir, dudağında titreyen son damlamı yalarken...

Kayboluşlarım şiirin içinde olur işte;

Geçerim boğazının içinden ve en ulaşılmaz,

En dokunulmazlarını bulurum.

Ben o olurum...

Ben şiir olurum artık;

Şiirin artık ben terleyeceğini bilirim!

Kimse bilmez şiirin kahve sevdiğini, ben bilirim...

Kimse bilmez şiirin kahve  içtiğini, ben bilirim.

Çünkü şiir tarafından ben içilirim!

Kimse bilmez şiirin kahvenin tadını bildiğini, ben bilirim...

Ve kimse bilmez şiirin dilinin tadını;

Ben bilirim!

Kimse bilmez:

Şiir bazen kahve ister...

Şiir bazen kahve içer.

Belli ki şiiri tanımaz bu garson;

Şiiri görmez, duymaz, koklamaz...

Yanına gelir, hesabı getirir.

Şiirse, sanki “benim bedelimi” bırakır tabağın içine!

Ben ise, hâlâ felçli gibi yürüyemem,

Lâl gibi söyleyemem,

Âmâ gibi bakamam...

Şiirin bakışları; yine bana bakmadan...

Saçımın bir tek telini bile oynatmadan eser  bana doğru...

Saçımın bir tek teli bile yine kıpırdayamaz korkudan!..

Ama içim?

Uçar, savrulur!

Şiir?

Şiir bazen;

Karşımdaki masada oturur.

Şiir?

Şiir bazen kahve ister, kahve içer...

Ve kış ortasında açmış bir bahar dalı gibi kalkar ayağa, paltosunu giyer.

Kaşkolunu atar boynuna ve elleriyle ensesinden saçlarını çıkartır,

Bana doğru  savurur...

Şiir,

Sanki ben gibi masasının karşı ucunda oturan çantasını asar omuzuna...

...Defolur gider!

ŞİİR VE SEN


 
Yağmurun Ardından Gözlerin 

YAĞMURUN ARDINDAN GÖZLERİN…

 

Açık bir havada bazen...

Yolunu şaşıran tek bir bulut,

Geçerken bir kucak yağmur bırakır ya hani...
Ve sanki sen kuvvetle üflersin de,

Geri kaçar herbir damla;

Ama bulutunu yakalayamaz!
Gök içini çeker sanki derinden;

Ve havanın her bir zerresi,

Suyun her bir zerresini hapseder içine...
Ne yağmur düşer yere, ne havada su kalır...
Ama gök;
Gözlerin gibi bir renk alır.
Gözlerimde bazen...
Yıldızların renkten renge büründüğünü söylersin ya hani...
Akseder demek ki, anlamadan;
Gözlerinde seyrettiğim gökkuşakları.
İzmir şimdi neden bu kadar mavidir bilmem...
İzmir’de bütün renkleri mavi ikiye böler!
Ve bilirim;
Kördür içinde yıldızlar, uçuşmayan geceler.
İrkilirim;
Beni bırakmaz bilmeceler!
Açık bir havada bazen...
Yolunu şaşıran tek bir bulut,

Geçerken bir kucak yağmur bırakır ya hani...
Ne yağmur düşer yere hani, ne havada su kalır...
Ama gök;
Gözlerin gibi bir renk alır.

 

Yağmurun Ardından Gözlerin 2

July 09

ÖLÜME DAİR

ÖLÜME DAİR 2

 

ÖLÜME DAİR

 

 

Bir gün sanki yel eser, sel gelir, yer sallanır

Gök yıkılır, âlem çöker başına...
Bir gün ne dikmişsen devrilir, ne eşmişsen örtülür

Ne yapmışsan bozulur...
O gelen gün, diğerlerine benzemez!

O gün en çok zora giden

Sözlerin karşısında durabilmek

Gözlerin önünde direnebilmektir...

O gün, öyle bir hale gelir ki hava

Sanki erimiş kurşun olup akar içine...
..kor solursun!
O gün; içinde titremelerle kalırsın sarı sıcaklarda...
O gün; zemheride bir sen yanarsın!

İnsanoğlu, çiğ süt emmiş...

Ve nefsine hamal...

Ve ağzının içinde kemiksiz bir dil saklıyor!..
Bir yılan mı tehlikelidir çıktığında deliğinden...

Yoksa dil mi; kurtulduğunda dudağın ve dişlerin arasından?..
Geç kalan yolcunun ağır bedduaları altında

Süzülmeye çalışan vapur gibi hissedersin kendini

İçin mâsumlarla dolu!..

Hâlbuki bir kişiyi bir dakika fazla beklemek

Bin kişiye birer dakika kaybettirmektir!
Erken gelene ceza vermektir geç kalan için oyalanmak!

Tembele hak tanıyıp miskine ödül vermek

Gecikmeyi cesaretlendirmektir!

Haklı olanın hakkını korumamak

Haksız olana hakkı olduğunu zannettirmektir!
İnsanoğlu, demişler... Bugün över, yarın söver!..
İnsan bu...

Onun övmesiyle veya yermesiyle iş yapan

Eşeğini sırtında taşıyan adama döner!

Yazmak kolay... Yaşamak zor...

Akan denizin üzerinde sürüklenen bir yolcu vapuru gibi

İçinde bin masum insan ve limanda,

Ağızlarından denize beddua akıtanlar!..

Onlar ki; bir ömür boyunca her gün, sana binip senden inmişler!
Bugün över, yarın söver insanoğlu, demişler...
Fakat sen bileceksin

Bir kişiyi bir dakika fazla beklemek

Bin kişiye birer dakika kaybettirmektir!
Aldırma; insanoğlu, çiğ süt emmiş...

Ve nefsine hamal...

Üstelik ağzının içinde kemiksiz bir dil saklıyor

Yılan mı tehlikelidir çıktığında deliğinden, yoksa dil mi?..

Geç kalanların bedduaları altında süzülmeye çalışan

İçi masumlarla dolu vapura benzetirken kendini

Sen de sakın o güne lânetler yağdırma...
O gün; ne dikmişsen devrildiği

Ne eşmişsen örtüldüğü

Ne yapmışsan bozulduğu gündür ki

Önceki günlere benzemez!
Fakat işte o gün...

Senin için sınanma günüdür, imtihan edilme vaktidir
..işi kimin rızası için yaptığın konusunda!..
Bugün sana sövenlerin

Dün seni övdüğünü hatırlayarak ve bugün seni övenlerin

Yarın sana sövebileceğini unutmayarak...

 

ÖLÜME DAİR 1

July 06

KAYBOLAN Bİ'ŞEYİM / YÜREĞİMDE SAPLI KAL / GÖNÜL GÖZÜ NEYLESİN...

 

KAYBOLAN BİR ŞEYİM  

KAYBOLAN Bİ’ŞEYİM

 

Saatlerdir dolaşıyorum.

Sanki bi’şeylerim kaybolmuş da, onları arıyorum...
.....
“Sanki” ne demek, hiç düşündün mü?..

Yani demek ki; sen öyle san!..

Yani demek ki; aslında yok ama sen var zannet!..

Yani, san ki şu şöyledir; ama aslında öyle değildir!..
Vayy başıma; saatlerdir dolaşıyorum içim dolaşık dolaşık!
Dışımdaki her şey kayıp da ben mi her şeyi arıyorum;

Yoksa her şey yerli yerinde de, kayıp olan ben miyim?..
Kelimeler seni getirmiyor artık bana; sağır mı oldun?
Yoksa benim kelimelerim mi topallayan?..
Halbuki şurda bile sen açmıştın mayıs sonuna doğru.

Haziran’da senin rengindeydi her yan

Ve Temmuz ile Ağustos bile baştan sona sen kokuyordu!..
Hâtıranı çağırıyor şimdi sokaklar...
Şehrin sûreti; rimeli akmış bir surat fotoğrafı gibi karşımda!
İnsan; gökte pamuklar gibi uçuşan bulutlarda beliren şekillere benziyor.

Öyle değil mi?
Yani bir var, bir yok!
Nerdesin?!...
Öleceğim aklıma gelirdi de;

Seni yazamayacağım bir şiir aklıma gelmezdi!..
Nerdesin?!...
Sanki bir defterin ayrı sayfalarında gezinen kelimeleriz.

Ben burda çığlık çığlığayım;

Belki sen de bir başka sayfada telaşlar içinde!
Ben, bana benzeyen kelimeler bırakıyorum süründükçe zemine;

Sen, senden izler çiziyorsun...
..Ama, hangi sayfaya?..
.....

 Yavaşlayıp beklemem mi,

Yoksa hızlanıp yetişmem mi gerektiğini bilmeden...

Üstelik numarasından da habersiz olduğum bir sayfada;

Seninle buluşmayı umuyorum!
Saatlerdir dolaşıyorum...
Sanki bi’şeylerim kaybolmuş da onları arıyorum...
Belki rimeli akmış gibi,

Belki göbeği çıkmış gibi,

Belki ve belki ve belki gibi,

Ama burada işte şehir...
Sen, yoksun...

Sen, “yok” olan;
Ben ise bi’şeyleri kaybolmuş gibi arayan,

…arayan, arayan!..

KAYBOLAN Bİ ŞEYİM 2 


İzmir Saat Kulesiizmir Saat Kulesi II 

YÜREĞİMDE SAPLI KAL

Bulutlara dolaşmış bir uçağın,

Rüyalarında “hava limanlarını” görmesinden ne farkı var ki;

Burnunun, sabahları “Saat Kulesi” diye sızlamasının?..
Saat Kulesi, mıknatısındır;
Seni bana bağlı kılan!..

Kaybolmuş gemiler için;

Uzak, zayıf, cılız, titrek, soluk ve soğuk bile olsa,

Bir deniz feneri ışığının ne demek olduğunu anlıyor musun şimdi?..
Duyuyor musun, soğuğu?..
Üşüyor musun, korkuyor musun; titriyor musun?..
Hadi, dokun sesime!..
Tut, nefesimi; ve oğuştur, ısıt ellerini!..

Savrulurken dalgaların arasında;
Ne altından geçsin “Hüdâyi yolu”, ne üstünden...
Sen de geçme;
Koy gönlünü, huzura!..

Ben... Aşka kılıf aramam!..
Kendimden ve zamandan ve mekândan çaldığım bir ödülse bu sevda;
Saplarım yüreğime...
Sen kanarsın içimde!..

Senden ve benden bile aldığım bir ödül isen eğer;

Saplanırsın içime!..
Kılıfın “ben” olurum...
Aşka kılıf aranmaz!..

Şimdi, ben...

Çatlamış dudağıyla yalvarırken tarlalar,

İçindeki çiçekler bükerlerken boynunu...

Elbette rüyalarınım senin...
Her gece kim ağlıyor karanlığın içinde;

Kederlenen toprağa, içini süzen bulut gibi?..

Biliyor musun;

Dibi kayalık bile olsa,

“Huzur’dan gelip huzura giden” yolun kıyısındaki şu garip Saat Kulesi,

Saat Kulesidir; seni bana mahkûm eden!..

Söyledik ya...

Dedik ya; aşka kılıf aranmaz!
Ne çaldı isen benden;

Hediyem olsun...
Sen...

Yüreğimde saplı kal;
Başka talebim olmaz!..

Yüreğimde Saplı Kal 


Gönül Gözü Neylesin 1 

GÖNÜL GÖZÜ NEYLESİN

  

Yoktun ki baktığım hiçbir yönde...
Hiç dolanmadı bir kuşak gibi, aynı anda aynı rüzgâr;

İkimizin beline...
Hiç... Ama hiç tuzu karışmadı;
Gözyaşlarımızın!..
Hiç sıvazlamadım kaşının kuyruğunu...
Zülfünü yatırmadım hiç; ıslatılmış parmağımla...
Ve hiç, hiç silmedin terimi! ..
Olmadık hiç aynı anda, aynı göğün altında...
Aynı ufku bile aynı yerden görmedik...
.....
Bir yıldızımız vardı, bir de ay; konuşurduk...
Bilmiyordum; duyar mıydın gerçekten?..
Ben, yaşardım; seninle...
Bıyığı süte batmış kediler nasıl bakarsa, suçlu;

Korkardım görülmekten...
‘Suss’ derdim...
Ay susardı!..
Seni bana saklardı!..
Göz ‘görmeliydi’ önce...
Yoo, ‘göz’ görmeliydi önce, ki;

Irak olsun gönülden, artık göremediği!..
Sen, gönülsün!..
Sen, gönlümsün!..
Göz görmeyince dahi, gönülden uzak olunmaz...
Gönülden bakınca; gönül görülür!..
Yüreğim, sıcacık...
Sıksan, sanki buhar çıkacak!
Sıkılsan, damlar mıyım yüreğinden!..
Yoksa, dünyada mekânım;
Kalbin mi?..
Yani sen... Var mısın, bilmiyorum;
Kalbimin hâricinde!..
Bu kadar yokluk ‘var’lığı getiriyor;

Mümkün olmaktan çıkıyor olmama ihtimalin!..
Muhtemel olsa bile gözümü göreceğin;

Bunu beklemiyorum...
Gönül, gözü neylesin!..

 

 Saf Gül 2 

    

July 05

Bİ'ŞEYLER EKSİK

 

 

 

BİR ŞEYLER EKSİK 1 

 

Bİ’ŞEYLER EKSİK

 

 

Bu çay demsiz mi ne!..
Yoksa, şekeri mi az gelmiş?
Alıştığım bardağın içinde değil belki de yudumlamaya çalıştığım çay...

Bu ne hâl ki sanki hep bir şeyler eksik;
..Çayımın demi, pastamın kreması, simidimin susamı!
Bir şeyler eksik başlayınca, bir şeyler eksik gidiyor hep...
İyi de, eksik işte bir şeyler;

Hani fıstığı çikolatamın, hani bütün renkleri gökkuşağımın?..
Fesleğenimin kokusu nerde yeşil yeşil?..
Bir şeyler eksik, bir şeyler eksik!
Sesim cıvıldardı benim, haklısın...
Gözüm pırıldardı...
Gülüşüm pembe pembe açardı günaydınlarımın üstünde...
Peki, nerde sesimin cıvıltısı, gözümün pırıltısı ve gülüşümün pembeleri,

‘günaydın’larım, ‘nasılsın’larım, ‘merhaba’larım;
‘Nerde’ler;

Yerinde olmadığını, bulunmadığını,

Az, noksan, yetersiz olduğunu söylüyor bana bir şeylerin...

Onun için deyip duruyorum;
Bir şeyler eksik!
Hâlbuki sana anlatsaydım bunları;

Eksiklerim tamamlanır, noksanlarım dolar, yarımlarım bütünlenirdi...
Ağrılarım hemen geçer, içimin sızlaması kesilirdi...
Aynaya bakmaya lüzum kalmaz, ne giysem çok yakışırdı üstüme...
Sana anlatsaydım bunları;

Parmaklarıma yazmak için, bacaklarıma yürümek için güç dolardı...
Yollar da çabuk biterdi, yolculuklara benzeyen yazılar da...
Zaten yollar da beni sana getirirdi, yazılar da...
Sana gelsem, anlatırdım zaten bunları;
Ne anlatılacak sözüm kalırdı eksik, ne de dinleyecek olanım...
Omzuna konmuş bir muhabbet kuşu gibi cıvıldardım kulağına;

Bir şeyler eksik kalmasın diye!..
İnanma istersen...

Fakat bunları sana anlatıyor olsaydım,

Kelebekler uçuşurdu kar tanelerinin arasında,

Kışın ortasında denize girerdi insanlar

Ve…

Ve ben kış güneşiyle güneşlenirdim her sabah…
Bir şeyler eksik iken,

Arka balkonda yıldızlanmak bile yaldızlamıyor duygularımı...
Bildiğim, gördüğüm, duyduğum, hissettiğim aynı sanki hep;
Bu simidin susamı mı eksik, bu çayın demi mi eksik, bu gülüşün şekeri mi eksik?..
Vapur bacalarına da duman yakışırdı hani...

Ve arkalarına bir sıra köpük...

Ve etraflarına bir sürü martı...
Fotoğraflar eksik geliyor artık bana;

Çünkü fotoğraflar hep oturup duruyor sanki aynı zaman içinde, mahpus gibi!
Ne mi demek istiyorum, ne mi var dilimin altında?..

Hiiç!
Hani, bi’şeyler eksik gibi geliyor bana da, sana da sorayım dedim;

Sence benim neyim eksik?..
Kimim eksik?..

 

BİR ŞEYLER EKSİK 2

June 26

SENİ SEVMEKLE MEŞGULÜM

 

SENİ SEVMEKLE MEŞGULÜM 

 

SENİ SEVMEKLE MEŞGULÜM

 

 

Uyuyorsundur diye usulca yazıyorum...
Kasımın dördü bugün, ikibinyedi.
Ben seni, bugün de yine çok seviyorum...

İçime kelebekler atardın eskiden; gıdıklanır gülerdim.
Sabah göreceğim her köşeyi pembeye boyardın;

Sevinir gülerdim.
Aşkım, derdin bana; şımarıp gülerdim...
Gülerdim ben;
..Hep gülerdim eskiden!

Bi’tane uçan balon geldi mi yanına;
Üstünde “seni seviyorum” yazılı olacaktı, ben gönderdiydim...

Rüya bu işte;

Bizim karşımızdaki bi apartmanda oturuyormuşsun.

Seni seyrediyorum pencereden...

Bi gün çay yapıp kapına geliyorum, kızıyorsun;

Ne işin var burda, diyorsun.

Ağlaya sızlaya iniyorum merdivenlerden, dönüyorum geri.

Sonracıma, ay film gibi yani,

Baban ve abiler filan bi yere gidecekmişsiniz, gidemiyorsunuz.

Bir de dışarıda kalıyorsunuz, nasıl oluyorsa...

Peki n’oluyo dersin?

Tabii ki karşı komşulara geliyorsunuz.

Hazır demlenmiş çay kurabiye kaçar mı, servis yapıyorum size, ihi:)
Sizinkilerde çayı pek sever hani!

Dünyada olamayacaklar rüyamda oluyor, ne güzel!

Bu ne güzel bir gün böyle, yârin gülümsemesi gibi...
Sen gülümsedin sanıyorum!
Sen yokken sana bir şeyler almak hoşuma gidiyor.

Sonra o aldığım şeyi senin bir parçan bilmek...

Ona bakıp seni düşünmek...

Ve ona gülümsemek, sanki sana gülümser gibi!

Mahalledekiler bana “gökkuşağı” diyorlarmış;

Sana da bulaştırayım mı renklerimden?

En son ne zaman pembe bi günaydın görmüştün?

Burada var!

Hem pembe, hem de sıcak bir günaydın!..
Bak, “avuçlarım yine sen kokuyor...

Sen kaç kişinin umudusun bilmek istemiyorum.

Yazı okunuyor, sen orada ben burada.

Olmasan olmaz.

Olmayışın bile var oluşunun delili...”
Orda mısın?

Uyuyorsun diye usulca yazıyorum ben,

Ama sen hâlâ uyuyor musun?..
Hişt!..

Ses etme öyleyse sakın;
..seni sevmekle meşgulüm!
 
 SENİ SEVMEKLE MEŞGULÜM 1SENİ SEVMEKLE MEŞGULÜM 2

May 25

GOZYAŞINDAN BAŞKA NESİN Kİ?!...

 

 

gözyaşı 2-1gözyaşı 3-1

 

GÖZYAŞINDAN BAŞKA NESİN Kİ!...

  

Ha, başımda dolaşan bir bulut...
Ha sen!..
Sen, beyaz bulut;
Gözyaşından başka, nesin ki?..
Güneş, nerene vurursa vursun, güzel;

Gözüm nereni görürse görsün, yumuşaksın...
İnip sarılsan bana;

Sırılsıklam olurum inceden inceye, gizliden gizliye...

Gözüm önümü görmez; bir beyaz buluta keser âlem!..
Bir sen olursun sanki cihanda,

Bir de kalbimin sesi!..
Ha başımda dolaşan bir bulut; ha sen!..
Bir beyaz bulut;
Gözyaşından başka nedir ki?..
Uzansam dokunamam...
Halbuki yanımdasın,

Halbuki önümdesin,

Halbuki...

…Canımdasın sanki!..
Uzansam dokunamam;
.....
Ellerim, geçer, içinden!..
Akarsın parmaklarımın arasından, boşluğa savrulursun...
Ve akar kirpiklerimin arasından, geçer;
...Ve savrulur boşluğa gözyaşlarım!..
Ha başımda dolaşan bir bulut;
Ha, sen!..
Gözyaşından başka nesin ki?..
Tandıra döndüm; buhar ağlıyorum!..
Sen oluyorum!..
Sen...
Her dolaştığımda ayağına,

Sadece şunu hatırla:
Gözyaşımdan başka nesin ki!..

 

  GOZYASINDAN BASKA NESIN KI!...

April 09

SENDEN GELEN KALBİM ÜSTÜNE...

 
 
Senden Gelen Kalbim Üstüne 1 
 
 
SENDEN GELEN KALBİM ÜSTÜNE
 
Bir gonca gibi...
Rengim süzülmeden kesildiğim yaramdan;
Dermanım ol!...
Alınmışsam dalımdan,
Ellerde kalmayayım; vazom ol!...
Yahut beni vazon bil;
Dol içime kırdan toplanmış çiçekler gibi...
Yazıl alnıma...
Asıl boynuma, fermanım ol!...
Yâr bildiğim der ki;
"Her hasret vakti..."
Yani seni her özlediğimde bir yıldız attım içime.
Ve ben seni öyle özledim...
Sen bana kendini öyle özlettin ki;
Şimdi artık benim de bir gökyüzüm var!...
İnanmadığın hiçbir satırı yazma bana...
İnanmadığın hiçbir kelimeyi söyleme...
Hani bazen olur ya;
Aslında söyleyeceğine inanırsın,
Ama söylemek gelmez içinden...
İnandığın ama içinden coşkuyla söylemek gelmeyen
Herhangi bir sözü de söyleme bana...
Her harfi, içinden bir titreyiş gibi dökülmeyen kelimeleri yazma bana...
Ben buyum... İşte böyle; içim gibiyim!
Demiyorsan görünme...
Gösterme bana, göstermek zorunda hissettiğin gibi kendini...
Ve ben bileyim ki;
Senden gelen kalbim üstüne...
 
 
 
Senden Gelen Kalbim Üstüne 2 
January 24

SENİ SEVMEK

 
   
 
 
 
 
 
 
Kırmızı kalpSENİ SEVMEKKırmızı kalp
 
SENİ SEVMEK;
ŞU YERYÜZÜNDE SENİ SEVEBİLENLERİN EN AZ SEVENİ OLMAYA BİLE RAZI OLACAK KADAR...
SENİ SEVMEK;
ŞU YERYÜZÜNDE NEFES ALAN VE NEFES ALABİLECEK HERKESİN,
SENİ BENDEN DAHA FAZLA SEVMESİNİ ARZU EDECEK KADAR...
SENİ SEVMEK;
ASİL SEVGİLERİN BİTTİĞİ AN SENİN SEVGİNLE KUCAKLAŞMAK...
SENİ SEVMEK;
KAİNATIN ÖZ SUYUYLA SULANMAK!
SENİ SEVMEK;
KALBİME KAPTAN, DUYGULARIMA KAFTAN BULMAK...
SENİ SEVMEK;
KONUP GÖÇEN KUŞ İKEN, KENDİME VATAN BULMAK...
TOPRAK BULMAK, SU BULMAK...
VE KÖK, DAL, YAPRAK BULMAK!
EĞİLDİKÇE DALLARIM, BÖYLE MEYVEYE DURMAK;
BAHÇENİZE YAKLAŞAN İNCECİK BİR KÖKÜMLE,
BİR DAMLA TERİNİN NEMİNDEN DERMAN BULMAK.
SENİ SEVMEK;
BİR KEZ BİLE GÖREMEMEK GÖZLERİNİN RENGİNİ...
SENİ SEVMEK;
KELİMELER BOYUNCA TARİF EDEMEMEK...
AKLIMI ÇUVALLARA TIKTIM, BASIP ÇIKTIM ÜSTÜNE;
YETMİYOR BOYUM...
VARDIKÇA ULAŞILMAZ, GELDİKÇE YAKLAŞILMAZ, BULDUKÇA ERİŞİLMEZ OLUYORSUN...
DUYUYORSUN!... SÖYLERKEN SENİ SEVDİĞİMİ;
UTANIYORUM!
KORKUYORUM, ELİMLE ELİNİ KİRLETMEKTEN!...
VE HEP AMA HEP, YETMİYOR FİKİR VE DÜŞÜNCELER...
YETMİYOR KELİMELER...
YETMİYORUM!...
BİR DAMLA GİBİ ÇIKIYORUM İÇİMDEN;
İÇİME BÜTÜN ACILARIMI DOLDURMUŞ OLARAK...
VE BİR GÖZYAŞI DAMLASININ İÇİNDEKİ TUZ GİBİ GÖRÜLMÜYOR İÇİMDEKİ ACILAR,
ÜSTELİK KENDİ DIŞIMDA KAVRULMAYA MAHKUMUM!
BİLİYORUM... BİLİYORUM DA KENDİMİ TUTAMIYORUM.
BEN KENDİ İÇİMDEN HER ÇIKTIĞIMDA;
İÇİNE BÜTÜN ACILARINI YÜKLENMİŞ OLARAK, BİR "GÖZYAŞI DAMLASI" GİBİ...
... BUHARLAŞIYORUM VE UÇUYORUM SANA DOĞRU.
YERİMDE BİR AVUÇ ACI KALIYOR!
SENİ SEVMEK İSTİYORUM DAHA ÇOK VE ANLAYARAK...
ŞU YERYÜZÜNDE SENİ SEVEBİLENLERİN EN AZ SEVENBİLENİ OLMAYA BİLE RAZI OLACAK KADAR...
SENİ SEVİYORUM...
ŞU YERYÜZÜNDE NEFES ALAN VE ALACAK HERKESİN,
SENİ BENDEN DAHA FAZLA SEVMESİNİ ARZU EDECEK KADAR...
 
 
(...SEVMEK ULAŞILMAZDIR! "CENNETTEN BİR MEYVA MİSALİ". ANCAK SONUN GELDİĞİNİ VE SONSUZLUĞUN BAŞLADIĞINI HİSSETTİĞİN AN ULAŞILMAZLAR ORTADAN KALKAR VE HEP SÖYLEDİĞİM GİBİ MAVİLERİN YEŞİLE DÖNÜŞTÜĞÜ O YERİN HİKAYESİ BAŞLAR... MUTLU SONLARIN HEPİMİZİ BULMASI DİLEĞİMLE!...Kırmızı dudaklar)
 
 
 

Bir Canım Var

Chris Brown - With You

 
Chris Brown - With You @ Yahoo! Video

Enrique Iqlesias - Somebody's Me

Somebody's me